27.4.10
rio de janeiro ve melez kadınları
.
.
.
.
.
.
.
.
çetin cevizdir rio'nun melez kadınları. yatağa atmak istedikleri erkekleri baştan aşağı süzmekten, mavi mavi, çipil çipil bakan turistleri elle taciz etmekten, sokağın ortasında işemekten çekinmezler.bağıra çağıra konuşur; saç saça, baş başa kavgaya tutuşur; polislere, otobüs şoförlerine, patronlarına, kocalarına kafa tutarlar.belki bu yüzden, şiddet ve aids kurbanları sıralamasında dünya birinciliğini kimselere kaptırmazlar. tek odada üç kuşak büyüdüklerinden, cinsellikleri utanma sıkılma tanımaz. daha on beşini çıkarmadan, aşk gecesi yadigarı bir bebekle kalakaldıklarında, ne kin tutarlar, ne de yas. her yeni düş kırıklığında, her yüzüstü bırakılışta, her çocukta kadınlıkları daha bir pekişir sanki. kadından başka bir şey olmalarına izin verilmeyen bu kentte, onlar da sonuna dek kadın olmuşlardır, SALT KADIN...
bir ömür boyu ölümle samba yapan, kara tenli, kara gözlü, kara saçlı mulata... onun kopkoyu, depderin, silinemez karanlığı bedenindedir. yalnızca bedeninde... ruhu yoktur çünkü. çoktan elinden alınmıştır.
21.8.09
23.5.08
Özlüyorum.
(…) Demli çaydan vazgeçip filtre kahve içmek, sakin, alçakgönüllü bir denizde alabildiğine açılmak yerine Atlantik dalgalarıyla boğuşmak, Latince kökenli bir dilde rüyalar görmek… Bunlar üstesinden gelebildiğim değişimler ama asla yeri doldurulamayanlar da var. Beyazpeynir, adaçayı, Boğaz gibi karpuzlardan söz etmiyorum. Çok daha basit özlemler benimkiler. Örneğin kiraz… Bazen yatağa uzanıp üzerinde incecik buz kalıpları olan bir kâse kirazı düşlüyorum. Erotik bir fantezi gibi işte. Öylesine yalın, karmaşasız, işlenmemiş. Mevsimlerin değişimini özlüyorum. Yaprakların önce yol yol kırmızı çizgilere bezenip alev alev tutuşmalarını, içten içe yanan bir ateşle yavaşça kavrulup sararmalarını… Bir sabah aniden güçten kesilip yere doğru süzülmelerini… Yüzünde kamçı gibi bir poyraz, morarmış dudaklarla, nereye gittiğini düşünmeden yürümeyi… Soğuğa dayanamayınca içilen zehir gibi çayın o benzersiz ilk yudumunu.
(…)
16.5.08
Sizin Hiç Oğlunuz "Öldürüldü" Mü?
istatistiklerin, insan hayatını sayılara indirgemek gibi korkunç bir boyutu vardır. gene de geçen yılın "insan hakları ihlalleri" raporuna ba$vurdum, gerçeğin korkunçluğunu kavramama yardımcı olsun diye. sayılar kupkuru, yadsınamaz dilleriyle, alıntıladığım haberin yayınlanı$ından (12 aralık) beri iki ki$inin daha i$kencede ölmü$ olabileceğine i$aret ediyor.
"metin göktepe'nin annesinin bulunduğu duru$mada, savcunun tahliye istemiyle birlikte mahkeme salonu sessizliğe büründü."
sessizlik... çığ gibi büyüyen sessizliğimiz. sizin hiç oğlunuz öldü mü?
hiç çok sevdiğiniz birinin bir daha dönmemek üzere çıkıp gidi$ini izlediniz mi? o sabah da herhangi bir sabah gibidir. gene kahvaltısını atlamı$, aç karnına sigara içmi$tir. sinirlidir, sabahları hep olduğu gibi. atkısını evde unutmu$tur. sanki o gün daha mı tedirgindi, yoksa sonradan dü$ündüğünüzde, o sabahı binlerce kez belleğinizde kurguladığınızda size mi öyle gelmi$ti? bilseydiniz.. geli$igüzel bir veda yerine onu bir kez daha kucaklardınız. kucaklar, bırakmazdınız. dünyanın tüm bağlarıyla bağlardınız onu, tüm bağlılıkları, vaatleri, yeminleriyle. sırf o kağıdan çıkıp gitmesin diye dünyayı durdururmanız gerekse durdururdunuz. bilseydiniz..
"kararın açıklanmasından sonra, mahkeme salonundaki polis yakınları bozkurt i$aretleri yaparak, ailenin ve avukatların üzerine saldırdı."
siz hiç ba$ına ne geldiği bilinmeyen birini beklediniz mi? saatlerce, günlerce, telefonun ba$ından ayrılmadan, her çalı$ında bo$ umutlara, korkunç korkulara kapılıp.. her saniye yüreğinizden acıyla kopup yere dü$mekte, parçalanmaktadır sanki. zaman, ta$ıdığı ağır yükten tıkanmı$ gibidir. saatlerin o korkunç uğultusuna artık dayanamazsınız, duvarlar üstünüze üstünüze gelir. asansöz sesiyle canlanır, soluğunuzu tutarak çıktığı katları sayarsınız. ayak sesleri. yalnızca komşuymuş.
"istatistiklere göre geçen yıl gözaltına alınanların sayısı otuz binin üzerinde. i$kenceden ölümler ise seksensekiz."
sokaklar garip bir biçimde bo$altılmı$ gibidir. belki de içi bo$altılan hayatın kendisidir. koca bir ağıt kaplamı$tır knti, ama nefdense bir tek sizin kulaklarınız duyar. bir iz olmalı mutlaka bir yerlerde. gözleriniz bütün gazeteleri, bahçeleri, bodrumları, otobüs camlarını tarar. bütün ağaçlara bakarsınız teker teker, belki bıçakla kazınmı$ bir i$aret umuduyla.. tanıdık bir paltoyla yüreğiniz hoplar.
"anne fadime göktepe, baklava çalan çocukların 18 yıla çarptırıldığını hatırlarak, "oğlumun baklava kadar değeri yokmu$" dedi."
okuldan eve biraz geç geldiği günü hatırlarsınız. ceketi yırtılmı$tır, burnu kanamı$tır. öfkeyle dı$arı fırlamak, ona bunu yapanları paralamak istersiniz. ama anlarsınız, çocuktur bunlar, oyunları hoyrattır.
son üç yılın haberlerinden seçmeler: gazi olaylarında vurulan onyedi ki$i, açlık grevlerinde oniki kayıp, diyarbakır cezaevi'nde öldürülen on tutuklu, manisa'da i$kence gören lise öğrencileri.. ve "testere" lakaplı soyguncular, çivi ve matkap kullananlar, annelerinin gözü önünde i$kence edilen ilkokul çağındaki çocuklar, her hafta gözaltına alınan, dövülen cumartesi anneleri..
kur$unlardan, çığlıklardan, ölümlerden, katliamlardan sonra mahkeme salonlarına dü$en sessizlik.
(...)
siz hiç birini "ona değil, bana yapın" diyecek denli sevdiniz mi? sizin hiç oğlunuz öldürüldü mü?
19.4.08
Yaşamın Dansı
zincirlerinden boşalmış bir at gibi koşan
beyaz okyanus,
ve o kum tepeciklerine gömdüm, altın anahtarını
yalnızlığımın.
(...)
Okyanusun ortasındaki bir adada geçirilen anları sözcüklere dökmeye çalışmak boşuna bir çabaydı. Onları yalnızca daha derinden yaşayabilir, içselleştirebilirdim. İşte bunun için dans ettim ben de. Güçlü bir tropikal yağmurun altında, ıslak kumlarda dans ettim. Denetimden çıkan, yarıda kesilip koşmaya, yürümeye, gündelik hareketlere dönüşen bale figürleri yaptım. Saçlarım ve parmaklarımla yakalamaya çalıştım rüzgârı, kasırgadaki bir ağaç gibi sallanarak devrildim, bir deniz kabuğu gibi kendi içime kapandım, bir tanrıya yakarırcasına okyanusa doğru diz çöktüm. Son kez dans ederken, baleden çok daha temel bir dansı, yaşamın kendi dansını keşfeden bir balerin gibi, dans etmeyi yeniden öğrendim.
6.4.08
Bütün Kadınlar
21.3.08
Freud Seni Seviyorum.

(fotoğraf: umay umay)