Elif Şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elif Şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.8.09

gözden ırak

aşk:Aşığının kolları arsında dul kadın, 'aşk dediğin yasak olmalıdır,' diye mırıldanmış, 'yasak da gözden ırak olmalı.'

Oysa delikanlı dul kadınla seviştiğini herkesin görmesini istiyormuş. Büyüdüğünü başkalarına ispatlamalıymış. Bu yüzden pencereleri hep açık tutuyormuş. Ama sokaktan kimse geçmiyormuş.

Derken bir gün, delikanlı evde dolaşırken her zaman kilitli duran, bir kez olsun elini sürmediği kapıyı açmış.'Aman Tanrım!' idye haykırmış. 'Bu yüzden mi kilitledin herkesi bu odaya? Bizi kimse görmesin diye mi yaptın bunu?' Soru cevabını bekleyedursun, dul kadın, evin kapısınıtoy delikanlının üzerine kilitleyip gitmiş.

Dul kadın yolda bir tırtıla rastlamış.'Gizli aşığım olur musun?' demiş ona.'Gizlenmeye ne gerek var ki?' demiş tırtıl.'Bana olan aşkını herkes görsün isterim. O zaman çirkinliğim azalır.' Dul kadın, bir müddet, tırtılın yaprakları kemirişini seyretmiş. Sonra da koskoca dünyayı, çirkin tırtılın üzerine kilitlemiş.

Kainatı bulmuş karşısında ve ona da aynı soruyu sormuş. Yaşlı kainat, 'bana olan aşkını herkes görsün isterim,' demiş.'O zaman genç görünürüm.' Dul kadın omuzlarını silkmiş. Kocaman bir anahtar demeti varmış nasıl olsa cebinde. Yaşlı kainatı kendi üzerine kilitlemiş.

Yoluna devam etmek için adımını attığında boşluğa düşmüş. Düşerken yeni bir anahtar çıkarmış cebinden ama ortada kilit görememiş.'Aptal mısın? Boşlukta kilit ne gezer? Burada boşluktan başka bir şey bulamazsın,' diye homurdanmış boşluk. Dul kadın hayran hayran bakmış boşluğa. 'öyleyse seninle kalayım ne olur. Aradığım sensin!'

'Katiyen olmaz,' demiş boşluk.'Sen benimle kalırsan, boşluğumu doldurursun, o zaman da ben ben olamam.'

Ardından, 'hadi şimdi geri dön,' demiş boşluk, az önceki kabalığını affettirmek istercesine tatlı bir sesle.'Dön ve bütün kapıları aç. Bırak çıksınlar. Onlara ihtiyacın var.'

Dul kadın boşluğun sesini dinleyip kilitlediği bütün kapıları açmış. Esaretlerinin sona erdiğini gören tutsaklar itişe kakışa çıkmışlar dışarı; özgürlükten sersemlemiş bir halde oraya buraya koşuştururken birbirlerini yaralamışlar. Şaşkın ve kızgınmış dul kadın.'Sanki şimdi daha mı iyi oldu?' diye söylenmiş. Bu arbedeyi daha fazla görmemek için kendini evine kilitlemiş.Ve bundan sonra aşkı kendine yasaklamış.

4.9.08

Saklı


İnsanları izlerken, daha evvel hiç görmediklerini görebilir, hiç hissetmediklerini hissedebilirsin Pinhan. İnsanları uzaktan seyrederken, onlara her zamankinden yakın olabilirsin. Eğer bakmayı bilirsen gözlerin sana oyun etmez, dosdoğru görürsün. İçte saklı olanı, acıtanı, kanatanı görürsün. O vakit anlarsın ki o dediğin sensin, seyrettiğin kendi bedenin, kendi sûretin; ağladığın kendi acıların.

.
.

Hani halkanın ucunda/ kavuşacaktım sana/ hani bir iken ayrı düşmüştük/ ve çok iken bir olacaktık sonunda/ çoktan razı idim oysa/ razı idim gecenin matemine/ karanlığı fırsat bilene/ ve korkaklığıma/ ve karabasanlarıma/ oyun oynar gibi yaşar giderdim/ kuş avlardım/ kuşları deli gibi kıskanırdım ya/ bırakmadın/ bırakmadın ki kendimden kaçayım/ koyvermedin/ koyvermedin ki sürsün bu devran

Döndü halka/ döndü olanca hızıyla/ toprak ki siyah bir halka idi/ ve geceye saklanırdı bazen/ tuttu su ile karıştı/ su ki sarı bir halka idi/ rengiyle dalaşırdı bazen/ tuttu toprağı kucakladı/ eğildim suya baktım/ suda kendimi gördüm/ kendimi sen sandım/ sarılmak için atıldım/ köprüye hıncım yalan imiş/onu yıkarken suya karışan/ ben oldum

Balçıktan çıktım ben/ balçıktan yoğurdum kendimi/ içerdeki dışa taştı/ dıştaki içe çekildi/ görünen görünmeyene sataştı/ görünmeyen görünene diş biledi/ siyah halka/ sarı halka ile yer değiştirdi/ çekildim bir köşeye/ sessiz sedasız/ baktım olan bitene/ seni gördüm kaderimde/ ebrunun halkalarını saydım/ tastamam dört etti/ halkalardaki kıvrımları hesapladım/ tastamam senin ismin etti/ isminin yanına beni de kazı dedim/ boyalar isyan etti

.
Bir de baktım ki/ ben ben değilim artık/ sûretim başka bir sûret/ ismim bir başkasının ismi/ gönlüm ne yöne akar/ ben ne yöne/ verdiğin emaneti yitirdim yollarda/ hata ettim/ kusur ettim/ affola…
.


29.4.08

Mütereddit Ruhlar




Akışkan değil, yapışkan bir sıvı gibiydi endişe teninin üzerinde. İstese de çekip çıkaramazdı sanki, derisini de beraberinde sökmeden. Hızlı adımlarla karıştı kaldırımın kalabalığına; tesellisiz gözlerini direksiz gökyüzüne bir kez bile çevirmeden...


.

.

.


Gökyüzünün altında ikide bir haşat olan bu insanlar, endişe abideleri olarak değil, abidevi endişeler olarak dolaşırlar aramızda. Mütereddit ruhlardır onlar. Gösterilene değil, gösterilmeyene bakarlar. Batıl inançların sadık takipçileri de onlardır gene. İtikat ile itikatsızlık arasında gidip gelir yüreklerinin sarkacı. Hiçbir gerçek mutlak surette inanılacak kadar kesin değildir; hiçbir sığınak yeterince korunaklı değil. Sallanan çocuk dişleri gibidir hayatla bağlantıları. Yaşlanmadan ölen çocuk dişleri gibi salınırlar direksiz-direksiyonsuz boşluklarda. Sanılanın aksine, ayaklarının altındaki zemin değil, başlarının üzerindeki göklerdir fütursuzca alçalıp yükselen; tekinsiz bir devinimle biteviye dalgalanan. "Hamlet'ten etkilenmiş mütereddit bir ruh asla başkalarının zararına yol açmamıştır." der Cioran. Çünkü onlar, hasarların en büyüğünü gene kendilerine verirler.


Etrafınıza bir bakın. Karınıza, yeni sevgilinize, kırk yıllık kapı komşunuza, oğlunuza ya da çalışma arkadaşlarınıza... Nerede duracağını kestiremeden savrulan mütereddit bir ruh konmuş olabilir çok yakınınıza. Eğer öyleyse, eğer ertesi sabah uyandığınızda hala sizinle birlikteyse, fazla söze ne hacet. Sormayın. Yanınızda olduğu müddetçe burdadır; gittiğindeyse, ardında endişeye bulanmış ayak izleri bırakır sadece. Ama siz siz olun, mütereddit ruhları, gökyüzünün direkleri olduğunu söyleyerek teselli etmeye kalkmayın. Nizamın çıtaları umurlarında bile değildir. Çünkü her zelzelede zangır zangır sallanıp, parça parça ayrılan, altında yaşadıkları gökkubbenin kallavi direkleri değil, göğüs kafeslerinde taşıdıkları pır pır yüreklerin incecik temelleridir.

24.2.08

Saçmalarız


Hayal gücümün geniş olduğunu söylerler. "Saçmalıyorsun." demenin şimdiye kadar icat edilmiş en ince yoludur bu. Haklı olabilirler.
Endişelenmeye başladığımda, nerede ne zaman ne söylemem gerektiğini karıştırdığımda, insanların bakışlarından korktuğumda, insanların bakışlarından korktuğumu belli etmemeye çalıştığımda, tanımak istediğim birine kendimi tanıtmak istediğimde, aslında kendimi ne kadar az tanıdığımı bilmezden geldiğimde, geçmiş canımı yaktığında, geleceğin de daha ala olmayacağını kabullenemediğimde, ne bulunduğum yerde, ne de göründüğüm insan olmayı içime sindirebildiğimde... saçmalarım. Hakikatten ne kadar uzaksa, yalandan da o kadar uzaktır saçmalık. Yalan hakikati tersyüz eder. Saçmalık ise, yalanla hakikati ayırt edilemeyecek biçimde birbirine lehimler.

22.2.08

telefon kulübesi rutini.

sarhoşların araba sürmeleri sakıncalıdır. bunu herkes teslim eder. ne var ki, sarhoşların telefonu kullanmaları, araba kullanmalarından çok daha ölümcül sonuçlar doğurabildiği halde bu konuda hiçbir düzenleme mevcut değildir. sarhoşken araba kullananlar rasgele hedeflere çarpar: aniden karşılarına çıkan talihsiz bir ağaç, kendi halinde seyreden ilgisiz bir araç.. ne bir kasıt vardır bu kazalarda, ne de bir amaç. sarhoşken telefonu kullananlar ise gidip mutlaka sevdiklerine çarpar.