Mülksüzler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mülksüzler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.7.09

günışığı

beyaz duvardaki kare şeklinde bir pencereden açık, çıplak gök görünüyordu. göğün merkezinde ise bir güneş.
odada on bir bebek var; çoğu büyük, şişirilmiş beşiklere ikişer üçer yerleştirilmiş, gürültü ve bağrışmalar içinde uykuya yatırılıyor. en büyük ikisi serbest; şişman, hareketli olan bir oyun tahtasını söküyor, zayıf olanı ise pencereden giren sarı günışığının oluşturduğu karede oturuyor, günışığına içten ve aptal bir ifadeyle bakıyor. kır saçlı, tek gözlü bir kadın olan bakıcı bekleme odasında, uzun boylu, üzgün görünüşlü, otuz yaşlarında bir adamla konuşuyor. "anne abbenay'a gönderildi," diyor adam. "onun burada kalmasını istiyor."
"o zaman onu kreşe tam gün mü alacağız palat?"
"evet. ben yeniden bir yurda taşınıyorum."
"merak etme, buradaki herkesi tanıyor! ama kuşkusuz işböl seni de yakında rulag'ın yanını götürecektir. eşsiniz, ikiniz de mühendissiniz."
babanın bakışı, ışıkla uğraştığı için kendisinin varlığını fark etmeyen zayıf çocuğun üzerindeydi. şişman çocuk, ıslak ve sarkmış ara bezi yüzünden çömelik yürüyerek zayıf oğlana doğru hızla yaklaştı. sıkıntıdan veya arkadaşlık etmek için yaklaşmıştı, ama bir kez günışığı karesinin içine girip oranın sıcak olduğunu keşfedince, zayıf çocuğun yanına hızla oturdu ve onu gölgeye itekledi.
zayıf oğlanın boş. kendinden geçmiş hali birdenbire öfkeden doğan bir kaş çatmaya dönüştü. bağırarak şişmanı itti. "git buradan!"
bakıcı hemen oraya koştu. şişman oğlanı doğrulttu. "shev, başka insanları itmemelisin."
zayıf bebek ayağa kalktı. yüzü günışığı ve kızgınlıkla parlıyordu. "benim!" dedi yüksek, çınlayan bir sesle. "benim güneş!"
"senin değil," dedi tek gözlü kadın, kesinlik içeren bir yumuşaklıkla. "hiçbir şey senin değil. kullanmak için var. paylaşmak için var. eğer paylaşmazsan kullanamazsın." zayıf bebeği nazik, amansız elleriyle tutup kaldırdı ve kenara, günışığıyla dolu karenin dışına koydu.

27.6.08

Ammar


"Acı var," dedi Shevek ellerini açarak. "Gerçek. Ona yanlış anlama diyebilirim, ama var olmadığını veya herhangi bir zamanda yok olacağını varsayamam. Acı çekme, yaşamımızın koşulu. Başına geldiği zaman fark ediyorsun. Onun gerçek olduğunu anlıyorsun. Tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. Ama hiçbir toplum varolmanın doğasını değiştiremez. Acı çekmeyi önleyemeyiz. Şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama Acı'yı dindiremeyiz. Bir toplum ancak toplumsal acıyı -gereksiz acıyı- dindirebilir. Gerisi kalır. Kök, gerçek olan. Buradaki herkes acıyı öğrenecek; eğer elli yıl yaşarsak, elli yıldır acıyı biliyor olacağız. En sonunda da öleceğiz. Bu doğamızın koşulu. Yaşamdan korkuyorum! Bazen ben- çok korkuyorum. Herhangi bir mutluluk çok basit gibi geliyor. Yine de her şey için, bu mutluluk arayışının, bu acı korkusunun tümüyle yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum... Ondan korkmak veya kaçmak yerine onun... içinden geçilebilse, aşılabilse. Arkasında bir şey var. Acı çeken şey benlik; benliğin ise- yok olduğu bir yer var. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin acı olmadığına inanıyorum. Eğer içinden geçebilirsen. Eğer sonuna kadar ona dayanabilirsen.