Life is a lemon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Life is a lemon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.8.08

Belki de..


Gözlerindeki firar boşuna.
Zamanın koynunda sakladığı yaşanılasıların yanından geçip gidiyoruz.
Hiç düşündün mü belki'yi? Belki de eline en yakışan takı benim elim. Belki de en belli olacak yalan benim söylediğim.
Belki sen ve ben.. Belki yıllar sonra.. Tuhaf şey..

15.7.08

Nehir Boyunca Kadınlar Gördüm

Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
Hepsine yüzer kere rastladım en azdan
Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda
Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda
Verdi mi adama her şeylerini verirler
Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
Porsuk nehrinin geçtiği

Kızılırmak parça parça olasın

Bir parça ekmek siyah, on kuruşluk kına kırmızı
Taş toprak arasında türküler arasında
Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
Kocaman gözleriyle oy anam bu kadar dokunaklı
Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını

Dicle kıyılarına tiren varınca
Büyük bir gökyüzü git allahım git

Genel olarak önce kaşları görünür
Sonra bütünsüz uykuları kaşla göz arasında
Yanaklarında çıban izi taşıyan kadınlar
Gül kurusu

Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
Ödevleri yenilmek olan hep
Bıçakla kemik arasında
Susmakla ağlamak arasında
Yenilmek
Kadınlar

23.5.08

Özlüyorum.

(…)

Demli çaydan vazgeçip filtre kahve içmek, sakin, alçakgönüllü bir denizde alabildiğine açılmak yerine Atlantik dalgalarıyla boğuşmak, Latince kökenli bir dilde rüyalar görmek… Bunlar üstesinden gelebildiğim değişimler ama asla yeri doldurulamayanlar da var. Beyazpeynir, adaçayı, Boğaz gibi karpuzlardan söz etmiyorum. Çok daha basit özlemler benimkiler. Örneğin kiraz… Bazen yatağa uzanıp üzerinde incecik buz kalıpları olan bir kâse kirazı düşlüyorum. Erotik bir fantezi gibi işte. Öylesine yalın, karmaşasız, işlenmemiş. Mevsimlerin değişimini özlüyorum. Yaprakların önce yol yol kırmızı çizgilere bezenip alev alev tutuşmalarını, içten içe yanan bir ateşle yavaşça kavrulup sararmalarını… Bir sabah aniden güçten kesilip yere doğru süzülmelerini… Yüzünde kamçı gibi bir poyraz, morarmış dudaklarla, nereye gittiğini düşünmeden yürümeyi… Soğuğa dayanamayınca içilen zehir gibi çayın o benzersiz ilk yudumunu.

(…)

19.4.08

Yaşamın Dansı

Sadece benimdi,
zincirlerinden boşalmış bir at gibi koşan
beyaz okyanus,
ve o kum tepeciklerine gömdüm, altın anahtarını
yalnızlığımın.

(...)

Okyanusun ortasındaki bir adada geçirilen anları sözcüklere dökmeye çalışmak boşuna bir çabaydı. Onları yalnızca daha derinden yaşayabilir, içselleştirebilirdim. İşte bunun için dans ettim ben de. Güçlü bir tropikal yağmurun altında, ıslak kumlarda dans ettim. Denetimden çıkan, yarıda kesilip koşmaya, yürümeye, gündelik hareketlere dönüşen bale figürleri yaptım. Saçlarım ve parmaklarımla yakalamaya çalıştım rüzgârı, kasırgadaki bir ağaç gibi sallanarak devrildim, bir deniz kabuğu gibi kendi içime kapandım, bir tanrıya yakarırcasına okyanusa doğru diz çöktüm. Son kez dans ederken, baleden çok daha temel bir dansı, yaşamın kendi dansını keşfeden bir balerin gibi, dans etmeyi yeniden öğrendim.

17.4.08

Aşk filmine iki bilet alınmaz.



Aşk filmine iki bilet alınmaz. Zaten iki kişilik aşk da olmaz.
İki kişinin birbirine aşık olabilmesi için üçüncü kişi şarttır. Issız bir adadaki iki kişi sevişebilir, kavga edebilir, yemeğini paylaşabilir, beraber şarkı söyleyebilir... ama aşık olamazlar. Aşk, "bir başkasına rağmen" yaşanan bir duygudur. Düşünebilecek başkaları da varken, yalnız o'nu düşünmek, sevişebilecek başkaları da varken yalnızca onunla sevişmek istemektir. O yüzden aşk, en az üç kişiliktir.

(fotoğraf: eloise vera)

8.4.08

Unutamadığım

açardın,
yalnızlığımda
mavi ve yeşil,
açardın.
tavşan kanı, kınalı - berrak.
yenerdim acıları, kahpelikleri...

gitmek,
gözlerinde gitmek sürgüne.
yatmak,
gözlerinde yatmak zindanı
gözlerin hani?

"to be or not to be" değil.
"cogito ergo sum" hiç değil...
asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
durdurulmaz çığı
sonsuz akımı.

içmek,
gözlerinde içmek ayışığını.
varmak,
gözlerinde varmak can tılsımına.
gözlerin hani?

canımın gizlisinde bir can idin ki
kan değil sevdamız akardı geceye,
sıktıkça cellad,
kemendi...

duymak,
gözlerinde duymak üç - ağaçları
susmak,
gözlerinde susmak,
ustura gibi...
gözlerin hani?

6.4.08

Sıcak bir banyo..

Connie, sekreterlik kursunda eski arkadaşı Vera'yla karşılaştı.
(...)
Connie böylesine anlayışlı birisiyle karşılaştığına çok sevindi. Okulda Vera'yla yakın değillerdi, ama o anda arkadaşlıkları perçinlendi.
"Anlayışlı biriyle olmak ne demek bilemezsin" diye yazdı annesine. "Sıcak bir banyoya girmek gibi bir şey. Kendini ne kadar kötü hissettiğini saklamazsan anneannemin evindekiler de sana böyle davranacaktır."

Sen, başka türlüsün

Sakın kendini, sakın en küçük sesinden, kıpırdanışından, şevkatinden insanlığın. Çünkü insanlık, sana göre değil. Sen çünkü, eksik bir kelebeksin. Kozasından aceleyle dışarı uğramış. Yarım kanatlı uçucu. Bu dünya hep böyle kalacak. Sen hep böyle kalacaksın. Sen başka türlüsün.

Sen, başka türlüsün. Her zaman daha soğuk olacak hava. Sen küçükken deniz kıyısında iki taş gömmüştün. Birbirlerinden biraz önce ayrılmış gibiydiler. Etin, taşın acısını algıladı. Ağlamaklı olmuştun. (...)

30.3.08

Geleceğin Özgeçmişi


(...) Telefonun yanında büyük bir ajanda duruyor. Ajandada benden yapmamı istedikleri işlerin listesi yazılı. Gelecek otuz yıl içinde yapacağım tüm işlerin hesabını tutmamı istiyorlar. Onlar gibi yaşarsanız, hayatınızdaki her şey listedeki maddelere dönüşür. Başarılması gereken bir işe. Böylece hayatınızın deşifre olmuş hâlinin neye benzediğini görebilirsiniz.

İki nokta arasındaki en kısa mesafe bir zaman dilimidir, programdır, vaktinizin haritasıdır, ömrünüzün sonuna kadar yapacağınız işlerin listesidir.

İçinde bulunduğunuz an'ı ölüme bağlayan düz çizgiyi hiçbir şey bir liste kadar iyi gösteremez.
"O ajandaya baktığımda," diye bağırıyor telefondaki ses, "beş yıl sonra bugün saat dörtte seni nerede bulabileceğimi bilmek istiyorum. O derece planlı olacaksın!"

Yapacaklarınızı kâğıt üzerinde görünce, yaşam süreniz konusunda her zaman karamsarlığa kapılırsınız. Yapmak istediğiniz şeylerin sadece küçük bir kısmını başarabilirsiniz. Geleceğinizin özgeçmişi.

(fotoğraf: DirgeForAJoker)

29.3.08

Zavallı Şeytan




Zavallı şeytan, bana ne verebilirsin ki?
Yükseklere göz dikmiş insan bilincini, senin gibiler kavrayabilir mi hiç?

Sendeki gıda doyurmaz insanı,
Elindeki kızıl altın, civa gibi, avcun içinden kayar gider..

Senin kumar masalarında kimse kazanmaz,

Daha sarılırken başkalarına bakar senin göndereceğin kızlar..

Vereceğin itibarın tanrısal gururu, kuyruklu bir yıldız gibi,

Kayar gider;


Bunları mı sunacaksın?

Göster bana bakalım,

Koparılmadan çürüyen meyveyi,

Hergün yeniden yeşillenen ağacı!