30.12.09

Pis Moruk


otur Stirkoff.
sağolun efendim.
ayaklarını uzatabilirsin.
çok lütufkarsınız, efendim.
Stirkoff, anladığım kadarı ile adalet ve eşitlik gibi konuları irdeleyen yazılar yazıyorsun; coşku ve kurtuluş hakkı üzerinde de. doğru mu bu Stirkoff?
evet, efendim.
dünyada geniş anlamda adalet sağlanabilir mi sence?
hiç sanmam, efendim.
öyleyse bu boktan yazıları neden yazıyorsun? kendini kötü mü hissediyorsun?
son zamanlarda pek iyi değilim, efendim. delirdiğimi düşünüyorum.
fazlaca mı içiyorsun, Stirkoff?
elbette, efendim.
çükünle oynar mısın?
sürekli, efendim.
nasıl?
anlayamadım, efendim?
yani nasıl bir yöntem uygularsın?
dört-beş çiğ yumurta ile yarım kilo kıymayı dar ağızlı bir vazoya döküyorum. müzik olarak da Vaughn Williams ya da Darius Milhaud yeğlerim.
cam m?
hayır .m
yahu vazoyu soruyorum, cam mı?
değil, efendim.
hiç evlendin mi?
birkaç kez.
evliliklerinde ters giden neydi, Stirkoff?
her şey, efendim.
hayatının en iyi sevişmesini anlat.
dört-beş çiğ yumurta ile yarım kilo kıymayı...
tamam, tamam!
öyledir, efendim.
daha iyi ve adil bir düzen özleminin aslında çürümeden ve başarısızlık duygusundan kaynaklandığının farkında mısın?
evet, efendim.
baban kötü bir insan mıydı?
bilmiyorum, efendim.
ne demek bilmiyorum?
yani kıyaslamak güç, efendim. sadece bir babam oldu.
benimle kafa mı buluyorsun, Stirkoff?
hayır, efendim: dediğiniz gibi, adalet yoktur.
baban seni döver miydi?
sıra ile döverlerdi, efendim.
hani bir baban vardı?
herkesin bir babası vardır, efendim. ben annemi kastetmiştim. o da kendi payına döverdi.
seni sever miydi?
kendinin bir uzantısı olarak, evet.
sevgi başka nedir ki?

iyi bir şeye değer verecek kadar sağduyulu olmaktır. kan bağı gerekmez. kırmızı bir deniz topu ya da üzerine tereyağı sürülmüş kızarmış ekmek de sevilebilir.
tereyağlı kızarmış ekmeğe AŞIK olabileceğini mi söylüyorsun, Stirkoff?
her zaman değil, efendim. bazı sabahlarda, güneş ışınları belli bir açıdan gelirken belki. aşk habersiz gelir gider.
bir insanı sevmek mümkün mü sence?
iyi tanımadığınız biri ise belki. ben insanları pencereden seyretmeyi severim.

sen bir korkaksın, Stirkoff.
kesinlikle, efendim.
nedir senin korkak tanımın?
bir insanla silahsız dövüşmeden önce tereddüt eden kimse.
peki cesur kime denir?
aslanın ne olduğunu bilmeyene.
herkes bilir aslanın ne olduğunu.
herkes aslanın ne olduğunu bildiğini sanar, efendim.
budala tanımın nedir?
zaman ve kan ziyan edildiğinin farkında olmayan kimse.
bilge diye kime denir o zaman?
bilge insan yoktur, efendim.
öyleyse budala da yoktur. gece olmazsa gündüz olmaz. siyah olmazsa beyaz olmaz.
özür dilerim, efendim. ben her şeyin neyse o olduğu kanısındayım. başka şeylere bağımlı olmaksızın.
o dar ağızlı vazolara fazla girip çıkmışsın sen, Stirkoff. her şeyin zaten olması gerektiği hibi olduğunu anlamıyor musun? yanlış diye bir şey yoktur.
anlıyorum, efendim. olan olmuştur.
kelleni vurdursam ne dersin?
bir şey diyemem, efendim.
demek istediğim şu: kelleni vurdursam ben İRADE sense HİÇ olursun.
başka bir şey olurdum, efendim.
benim SEÇİMİM doğrultusunda.
ikimizin de, efendim.
rahat et! rahat et! uzat ayaklarını.
çok lütufkarsınız, efendim.
hayır, ikimiz de lütufkarız.
elbette, efendim.
demek delirdiğini hissediyorsun, Stirkoff? peki delirdiğini hissettiğin zaman ne yaparsın?
şiir yazarım.
şiir delilik midir?
şiir olmayan her şey deliliktir.
yani.
çirkinlik deliliktir.
çirkin nedir?
kişiye göre değişir.
delilik gerekli midir?
vardır.
gerekli midir?
bilmiyorum, efendim.
çok şey biliyormuş havalarındasın, Stirkoff. bilgi nedir?
mümkün olduğunca az şey bilmektir.
ne demek o?
bilmiyorum, efendim.
bir köprü inşa edebilir misni?
hayır.
silah üretebilir misin?
hayır.
ikisi de bilgi ürünüdür.
köprü köprüdür. silah da silah.
kelleni vurduracağım, Stirkoff.
sağolun, efendim.
niye?
beni motive ettiğiniz için. motivasyon sıkıntısı çekiyorum, efendim.
ben ADALET'im.
belki.
ben ÜSTÜN'üm. işkenceye yatıracağım seni. çığlıklar atacaksın. ölümünü dileneceksin.
şüphesiz efendim.
ben senin efendinim, anlamıyor musun?
beni yönetebilirsiniz. ama yapacağınız şeyler yapılabilir şeyler olmaktan öteye gitmeyecektir.
zekice konuşuyorsun ama işkence altında bu kadar zeki olamayacaksın.
sanmıyorum, efendim.
bana bak. Darius Milhaud, Vaughn Williams dinlemek de ne oluyor? Beatles'ı duymadın mı?
onları herkes bilir, efendim.
onları sevmez misin?
onlardan nefret etmem.
nefret ettiğin bir şarkıcı var mı?
şarkıcılardan nefret edilmez.
şarkı söylemeye çalışan birinden?
Frank Sinatra.
neden?
hasta bir toplumun depreşmesine neden olduğu için.
gazete okur musun?
sadece bir gazete.
hangisi?
AÇIK KENT.
GARDİYAN! BU ADAMI İŞKENCE ODASINA GÖTÜRÜN. HEMEN İŞKENCEYE BAŞLAYIN!
efendim, son bir istekte bulunabilir miyim?
evet.
vazomu yanıma alabilir miyim?
hayır, bana lazım.
efendim?
el koyuyorum. zapta geçsin. gardiyan bu sersemi derhal götür! ve bana biraz şey getir...
ne, efendim?
altı yumurta ile yarım kilo kıyma.
gardiyan mahkumu dışarı çıkarır. kral öne eğilip düğmeye basar. Vaughn Williams çalmaya başlar teypte. bitli bir köpek güneşin altında titreşen harikulade bir limon ağacına işerken dünya dönmeye devam eder.

25.12.09

"Ben Yine Dünyanın Oldum"


FAUST: Eyvah!.. Sevimli gök ışığının bile, renkli camlardan bulanarak geçebildiği bir zindanda, bu uğursuz karanlık duvar deliğinde miyim hala! Kurtlarca kemirilmiş, tozlanmış kitap yığınlarının tavana kadar yükseldiği, sararmış kağıtların kuşattığı bu delikte miyim? Bardaklar, kutular ve dedelerden kalma kırık döküklerle ağzına kadar dolu şu odada mıyım hala! Bu da bir dünya ha! Bunun adına da dünya diyorlar öyle mi!.. Sonra da yüreğin neden korkularla burkuluyor ve neden anlaşılmaz bir acı bütün yaşama ataklarını önlüyor diye hala soruyor musun? Tanrı insanı canlı doğa içinde yaşasın diye yarattığı halde, seni dumanlar arasında, kokuşmuş hayvan iskeletleri ve ölü kemikleri kuşatıyor.
.
.
.
Aradığım burada ha?
İnsanların her yerde çile çektiklerini ve yalnızca bir-iki kişiyle sınırlı insanların mutlu olduğunu binlerce kitaptan mı öğreneceğim?
Boş kafatası, karşımda niye sırıtıyorsun?
Senin beyninin de, benimki gibi, bir zamanlar, acıyla günışığını aradığını ve akşam karanlığında gerçeği arama arzusuyla, yolundan çıktığını mı söylemek istiyorsun?
.
.
.
BÜYÜCÜ KADIN: Neredeyse delireceğim. Demek şeytan hazretlerini, yine burada görüyorum!
MEFİSTO: Kadın, bu adı ağzına almanı yasaklıyorum.
BÜYÜCÜ KADIN: Niye, ne yaptı size?
MEFİSTO: O çoktan masal kitaplarına geçti. Ama bu, insanların durumunu iyileştirmedi. Kötülükten kurtuldular, ama kötüler yine yerinde kaldı. Bana, Baron hazretleri dersin, olur biter. Ben de diğer soylular gibi soyluyum. Bundan şüphe edemezsin. Bak işte şu sancak, şu da arma.
.
.
.
FAUST: Zavallı şeytan, ne verebilirsin ki bana?

21.12.09

Kuzu

Dünya'daki müzik eleştirmenleri haklı olabilir. Ama ben, zevkimin yerine insanlığın bir ağızdan aldığı kararları koymayacağım. Eğer bir şeyi beğenmezsem, beğenmem. Hepsi bu kadar. Ve türümün birçokları bir şeyi beğeniyor-ya da beğendiklerini sanıyorlar- diye aynı şeyi beğenmem için hiçbir neden yok. Beğendiğim ya da beğenmediğim şeylerde modayı izleyemem.

13.12.09

rüya

çok basit bir şey arıyor: senin beni aramanı,
itirazım yok, sürdürecek bana itirazını,
senin aradığın gibi aramıyorum, ben, seni,
aradığım, beni, istediğim şekilde arıyor.

çok basit, ben, bunu bana, sen göstereceksin,
aradığın gibi aradıkça bekleyeceğim, seni,
gelen neyse, götürüp göster, beni,
aradığım yerde, beni, bulup döneceğim.

çok basit, aradığım saf, sende yok, değilsin bende,
sen gel, bul beni, uykudayım ben, sende,
uykumda uyutuyordun, beni, benden,
gel benim uykumda uyu, sen, beni arıyorsun.

çok basit, senin uykunu, uyutacak, bana,
kime olduğunu bilmeden aşık oluyorum sana,
aradığını anlamadı, biri, beni,
uyut onu, gösterme, tekrar herkese.

tekrar başa dönmek istiyorum,
yat, unutmak istiyorsan, yat, öyleyse, unut,
yanında, bilen, bilebilen var mı senin,
uyuyorsun sen, beni, artık unut.

tekrar, tekrar, tekrar,
baştan başlamak istiyorum.

tekrar, tekrar, tekrar,
dursun, durmayan.

tekrar, tekrar, tekrar,
kaçıp, kovalayan.

10.12.09

Ayna Öyküsü

Bir zamanlar zihinsel yetenekleriyle para kazanmak isteyen genç bir şair vardı.

İyi bir şairdi.

Gerçek bir şair olduğu için de, tabii ki, kol emeğine sayanan işlerde çalışıyordu -garsonluk, tezgâhtarlık, kuryelik gibi.

Gerçek bir şairin yapıtlarıyla para kazanması mümkün değildi.

Ve kendi zekasında bir insanın bu saçma işlerde çalışmamak için yapabilecei bir şeyler olması gerektiğini düşündü.

Bir dansçı arkadaşından siyah bir balet mayosu ödünç aldı ve kafasına, bir keşiş pelerinine benzeyen ağır siyah bir kumaş örttü. Yüzünden biraz daha büyük olan oval bir ayna alıp yüzünün önüne yerleştirdi. Ama bu sıradan bir ayna değil, tek yönlü bir aynaydı.

Bir taraftan bakıldığında cam, öbür taraftan bakıldığında ayna olanlardandı. Aynayı yüzünün önüne yerleştirdi, böylece o herkesi görebilirken, ona bakanlar yanlızca kendi yüzlerinin yansımasını görebilecekti.

Bir gece kulübüne gitti ve kahin olarak çalışmaya başladı.

Bir falcı olarak.

Yüzünde aynası olduğu zaman utangaçlığının geçtiğini fark etti.

Aynı kulüpte çalışan bir kız, bir striptizci vardı.

Siyah ışıkta dans ediyordu.

Mor ötesi ışıkta.

Birbirlerine aşık oldular.

Ama şair ne kıza nasıl yaklaşabileceğini ne de kızın ona karşı ilgisi olduğunu biliyordu.

Bir akşam, kızın arkasında bir şeyler saklayarak boş dans pistinden ona doğru yürüdüğünü görür, kızın elindekinin ne olduğunu göremez.

Kız masasına oturur ve...

Vaay! İşte tam karşısındadır!

Üzerinde kostümü ve aynası olduğundan, rahatça konuşur!

Tam kendini ve aşkını ifade etmek üzereyken, kız ona, "Bak!" der, "Geleceğimi söylemeni istemiyorum. Kendim hakkında da bir şey öğrenmek istemiyorum. Seni tanımak istiyorum!"

Tam o sırada kız arkasında sakladığı ve makyaj masasından getirdiği için bir yüzden birazcık daha büyük olan oval aynayı çıkarır ve adamın yüzündeki aynasının karşısına tutar ve "Ne görüyorsun?" diye sorar.

...

Hiçbir şey söylemiyor.

Kız aynayı alıp "Bir şey söyle!" diyor.

Ama o, tek kelime söylemiyor.

Kız kolunu çekiştirip "Orada öyle durma, bir şey söyle!" diyor.

Ama o, kıpırdamıyor.

On yedi yıldır da kıpırdamadı.

Hala aynı pozisyonda oturuyor, bir akıl hastanesinde katatonik; damardan besleniyor, altına yapıyor ve dış dünyayla ilişkisi tamamen kopmuş durumda.

...